Şükrün sözcüklü hali kazındı hafızama. Mutluydum hiç olmadığı kadar saadet içerisinde yüzüyordum gönül diyarında.
Bir ses , bir ses çaldı mutluluğumu oracıkta.Nasıllar ne zamanlar koptu zihnimden.Zamansızlığın en şahane mekanında konuk etti beni.Kendiliğini dopdolu bir sofrada paylaştı. Her şeyin olduğu bir sofra hayal et. Etoburların kanlı ellerinden çıkmış her şeyin olduğu bir sofra. Otçulların kolları ve bacaklarının yumuşamaya başladığı bir sofra. En eşsiz tatlıyı benimle paylaştı. Ancak doyamıyordum her şeyi yiyor yine de çalınmış her bir düşünce gibi sahteliğin ve adaletsizliğin düşüncesizlik ve bağnazlığın buluştuğu o sofrada doyamıyordum.
Ağlamaya başladım. Annemi istiyor ancak annemin kim olduğunu bilmiyordum. Susuz kalmaya başladım. Yalnızca daha fazla yiyor açlığın sofrasına ortak oluyor salyalarımı akıtıyor yine de doyamıyordum. Büyüdüm ,arttım ,taştım.
Kimse durdurmadı.
Her bir lokmama alkışlarıyla eşlik eden taze vücutları arzulamaya başladım. Kimdi bu insanlar, ben kimdim en başında?
Dönmek istedim.
Dönmek için bakmak lazımdı. Sağa mı sola mı yoksa yüzelik dilimini ayarlamaya çalıştığım o sahte açılar mı. Öne miydi yoksa geriye mi?
Susadım tekrar tekrar sus.adım
Neyden bahsediyorduk sahi? Çok lezizdi yemekler. Ne kadar çok tat vardı? Bir dakika neredeydik şu an? Tam şu ana nasıl gelmiştim?
Bu masa ,bu koltuk…Bana bir yerden tanıdık. Hangi araçla ulaştım ben buraya?
Yanlış bindiğim otobüsün numarasıydı 22.
Neden durdum. Boşverdim.Doldurdu kadehimi. Ne içiyordum ben? Verilen zehrin tadı farklıydı ama tanıdık elden geliyordu bu sefer.
Hatırlamak istiyorum dedim.
O geceyi. O gündüzü. O’nu hatırlamak istiyordum.
Bir ses geldi arkadan bir başka ses…Şimşekler çakmaya başlamış ne zamandır orada olduğunu bilmediğim pencerelerden içeriye çakan şimşeklerin ışıltısı ulaşmıştı.
Noluyordu? Arkamı döndüm.
Masa kayboldu.Masa dağıldı. Sahte birlik anıtını okuyan şövalyelerin şişman bedenlerinden yiyecekler yağmaya başladı. Etrafı saran o pis koku.Birkaç dakika önce güzelliğiyle kendine hayran bırakan o cümbüş dolu masa doyuran o masa bir lağıma benzemeye başlamıştı.
Çöküyorduk .
Masanın şekli bükülüyor ve hepimiz ona uyum sağlıyorduk.
Bir dakika.
Biz ne zaman biz olduk?
Şimşeklerin getirdiği ışık gözlerimi hiç olmadığı kadar parlatmıştı.
Masadan kaçmaya başladım olanca çabamla tutunmaya çalışırken pencereler düştü üzerime. Direncin en kıymetlisini gösteriyor yine de bir fayda sağlayamıyordum.
Vakti gelmişti.
Bırakmalıydım.
Masa çökmeli , lağıma düşmeli ve farelerin dostluğunu öğrenmeliydim.Arta kalanları verdiğim dostlarım.
Oraya nasıl oturduğumu zaten bilmezken ilerisini bilmenin telaşesi saçmaydı. Bıraktım. Saçmalığı ve sisyphosu ve beraberinde her şeyi.
Bir zamanlar ağzımın suyunu akıtanı bu sefer taşlamalıydım.
Taşı sevebilecek miydim?
Fareleri ve pisliği?
Ayna yoktu ben yoktum yansımalar yoktu…
Hatırlamaya başladım.
Beni o masaya oturtanın obur benliğini. Mutluluğumu almak pahasına verdiği kendiliğini.
Yansıtmalı gerçekliğin amansız rüyası Hatırla yanmadan tüttüğün o gece doğuşunu Parıltı için çiğnediğin ateş böceklerinin kanı yerde kalmayacak Biliyorsun her geçen günün ahını Bitirilmiş her paketin harcanmış yaşamını Vazgeçme birlikte diye gün aşırı çığlık atar oldum sana ıssızdan Susma gün gelince Durma tükenince
Gölgede kalmış bir ömrün en haksız çıkarımıydı seninki Suçlanmış kurbaniyetimin Yeri var mıydı gönüllerde Korkmuştum ağlamaktan Bekledim geceleri ve de gölgeleri Bir çanak tutar mıydın göz yaşıma Kaç yaşında gözlerin yaşlı bakar çünkü gözlerim
Acının hoş kademi Okyanuslar yaratmaya söz verdim gözlerimle Ağladıkça bulutlar yaşardı dünya Gözlerin gözlerime ve ruhun ruhuma denk olsun hep Olsun ki buluşalım hakkın ötesinde
Gökler ve yer altının dünyasında aynı kimlikle gezenin bir adı var mıdır?
Zindanlardan kaçanların bağırışlarından mı gelir çağrı Yoksa göğün huzurunun sesi midir gelen?
İnsan bilinçli bir seçim yaptığını nasıl anlar? Ya da her bilinçsiz seçim kötü müdür? Bilinç nedir ya da bizim için önemi nedir? Uyanık olmak ve algılayabilir olmak yalnızca duyularımızın tepki verebilmesiyle mi alakalıdır? Hiç düşündünüz mü mesela daha fazlası olabileceğini? 5 duyunun ilerisi olabileceğini mesela. Nörobilimsel açıdan bilinç ve kuantum açısından bilinç arasında ne tarz farklar vardır ya da gerçekten fark var mıdır?
Bu yazımda didaktik bir yerden size bilinci açıklamayacağım. Daha tetikleyici ve keyif veren biraz da sorgulatan bir yazı olmasını istiyorum.
Seçimlerimiz ve irademiz üstüne bir yazı olsun istiyorum.
Sabah kalktığımızda yüzümüzü yıkamamızdan yediğimiz yemeğe , meslek seçiminden eş seçimine, bir çocuğu büyütmekten onu seviş biçimimize kadar her bir karar seçim aşamasından geçiyor. Doğru kararlar vermek için bilgisine güvendiğimiz insanlara danışıyoruz. Bazen kolektif bir görüşün peşinden gidiyor bazense söylenen her sözün inadına içimizdeki bir sesi dinliyoruz. Gün sonunda bir karar verip peşinden gitmek hiç karar verememiş olmaktan daha rahatlatıcı geliyor. Doğruları ve yanlışları hiçe sayıp bir yola çıkıyoruz ve yol bize doğruyu , yanlışı ayırt etme yeteneğini bahşedebiliyor.
Tarot Minor Arcana serisinden Kılıç İkilisi kartı da tam olarak bizi ,kararsız kaldığımız seçimler konusunda yaşadığımız durma deneyiminden bahsediyor. Kartta yer alan kılıçlar mantığımızı çarpışan düşüncelerimizi simgelerken kartta yer alan feminen görünümlü figürün arkasında yer alan dalgasız su duygularımızı simgeliyor. Ayın hilal fazıysa belirsizlik içerisindeki durumların belirlendiği ve daha görünür olduğu dönemi simgeliyor. Karta dair bütüncül bir okuma yaptığımızdaysa gözleri kapalı figürün kararı verirken zihinsel bir çatışma yaşadığını anlayabiliriz. Aslında sezgiler kararın doğruluğunu bilir der kılıç ikilisi ancak biz duygularımıza sırt çevirdikçe ve gözlerimizi kapadıkça gerçeklere o o zihinsel çıkmazda kalırız. Karar veremiyiz ve durağan bir dönemde kalırız. Duyguları okumak ve mantıkla harmanlamak bizi doğruya götüren yoldur aslında. Yeter ki biz o doğruyu görmek isteyelim. O yola girmek isteyelim. Karttaki figür ellerindeki kılıçları indirip göz bağını açma iradesine sahip. Ancak durmayı seçiyor. Dolunaya kadar beklemeyi belki de :))
Kararsızlık anlarında doğru kararı bilinçdışı bir yerden veririz. Ama ısrarla neden yanlış kararlar veririz? Belki de doğruya giden yolu uzatmaktır tek isteğimiz. Hızlıca doğru olana gitmek çok da keyifli olmayabilir. Kendimize tanıdığımız hata yapabilme yanlış kararlar verebilme fırsatı belki de kişilik hikayemizi çeşitlendiriyor ve insan olmanın bir parçası haline getiriyordur.
Bazen de yanlış karar vermek doğru karar vermenin yarısıdır. İnsanın içinde hiç bitmek bilmeyen tamamlanma arzusu belki burada da karşımıza çıkıyordur. Kim bilir?
Not: Klasik şarkı döşemelerime devam ediyorum 😌 Birbirinden farklı tarzda üç şarkıı..Keyifle dinle!
Nedir bu geçmişi şifalandırmak? Geçmiş yaralı mıdır? Yara varsa nerededir ve de şifa neresindedir bunun? İnsan gözle göremediğini nasıl bulur?
Sezgilerle çıkılan yolculukta yara bulunursa şifa da aynı yerden akıyordur belki de.
Belki geçmişinde sana adaletsiz davranılan her haline adaletli olmaktır şifa. Komplekslerin oluşturduğu düğümü bir bir çözmektir belki.
Sevilmediğin hallerini sevebilmek,kabul edilmeyen fazla görülen yerlerini onurlandırmaktır belki. Kıyaslandığın yargılandığın ötekileştirildiğin dışlandığın yerleri içeri almaktır.Yargılardan ve eleştirilerden ayırmaktır kendini. Diğer insanların seslerinde kendini kaybetmemektir belki.
Velev ki kaybettin başkalarının yargılarında kendini. Üzülmesine izin verdin o güzel kalbinin. O zaman o kalbi açıp neden bunu yaptığını ona sormaktır şifa. Sevme kapasitesini onurlandırmaktır. Deneyimlerini umutlarını birleştirip bir okumaktır kendini.
Kıymeti bilinmediyse kalbine kendine o kıymeti vermektir. Zamanını korumaktır enerjini korumaktır. Geçmişin yaralarını açmadan bakmak ve geçmektir oradan. Tekrarlamaktır kendini belki şifa. Ama aynı döngüde değil daha iyi nasıl hissedebilirimi tartarak ilerlemektir belki.
Buraya kadar gelip okuduysan teşekkür ederim. Zamanına ,geçmişine ve geleceğine teşekkür ederim.
Biraz da çok kısa Kiron’dan bahsedeceğim.Yaralı şifacı arketipi.Yasak aşkın çocuğu , annesinin reddettiği çocuk, annesinin utandığı çocuk. Yaranın kökü , utancın ve yoksunluğun derin kuyusu.
Astroloji’de ise Kiron göstergesi yaralandığımız yeri ve başkalarını şifalandıracağımız yeri gösterir. Derin acılarımızın yankısı Kiron’un yerleştiği evdedir. Her yaranın kendine özgü bir şekli ,dokusu ve hikayesi var.Kiron’un bulunduğu burç ve derecesi diğer gezegenlerle yaptığı açılarsa yaranın dallarına doğru bir yolculuğa çıkarır.
Mutlaka Kiron’un özgün hikayesini bir ara detaylıca okumalısın!
Centeur/Chiron
Peki bu ruhsal yaralar insanda nasıl görünürler? Ben’lerle başlayan cümleler, ertelenmiş işler, ulaşılamayan hayallerdir belki de yaralar.. Geçmişin açtığı bir boşluk ve oradan oluşan bir yol. Belki de yaranın tanımı tam olarak budur.
İnsanın kendine şifa olması için zamanın geçmesi gerektiğine gönülden inanıyorum. Zaman geçtikçe geçmişe doğru dönüp orayı kucaklamayı öğrendikçe Kiron’un tersine başkalarına şifa olmak yerine sadece kendimize de olabileceğimizi düşünüyorum. Self therapy kavramı son zamanlarda gündemde. Hayal gücüyle ne kadar iyileşebiliriz merak ediyorum. Bir masada karşımıza başkasını oturtup yaralı parçalarımızı ona yansıtmak yerine kendimizle oturup o parçalarla yüzleşebildiğimiz ve kalabildiğimiz sürece iyileşmenin kendiliğinden olacağını düşünüyorum.
Zor olan kalabilmek gibi duygularla… Kalamadığın bir duygu olursa gel buraya dinlen biraz burada. Bu alan sana ve bana ait.✨