• Sonsuzluğa bir mektup

    “Sis, gölün yüzeyini sarmıştı; gökyüzüyle su arasındaki sınır silinmişti.

    Kimi zaman rüzgâr sisleri dağıtır, göl derin bir nefes alır gibi iç çektiğinde yüzeyde bembeyaz nilüferler belirirdi.

    Ama geceleri nilüferler bile kapatırdı gözlerini; çünkü gölde yankılanan eski sesler vardı.

    Köylüler, gölün bir zamanlar dev bir kayanın kopmasıyla dağların kalbine gömülmüş bir vadi olduğunu söyler.

    O kayanın altında kalan köy halkının ruhları, gölün sularına karıştı derler.

    O yüzden, geceleri kıyıda yürüyenler, suyun üzerinde beliren siluetler görür:

    Bazen genç bir gelin, bazen yaşlı bir adam, bazen de hiç görmediğin ama seni tanıyormuş gibi bakan gözler.

    Rüzgâr çamların arasından uğuldadığında, gölün yüzeyinde tuhaf dalgalar oluşur.

    Sanki biri derinliklerden yukarı çıkmak ister ama suyun sertliği izin vermez.

    Ve o an göle bakan, kendi yüzünü değil, korkularının suretini görür.

    Derler ki, kim gece yarısı nilüferlerden birini koparmaya kalkarsa,

    sabah güneşi doğana kadar gölün içine çekilir…

    ve ardından nilüfer bir kez daha açar, ama bu defa yaprakları bembeyaz değil, kan kırmızısıdır.”

    Diye anlattı robotik dil. Bana sert suları anlat. Bana geceleri ve gündüzleri anlat dedim.

    Yüzü neden bu denli soluk ve renksizdi? Gözleri neden parlamıyordu?

    Bir insanı ilk defa bile isteye seçerek tanımak istemiştim. Tatlı bir kokuydu onunkisi, gözlerimi kapattığımda kendime kapanıyor ama ona açılıyordum. Ne çok hikaye kazınmıştı vücudunda. 5 yaşında gibi yaşıyor 100 yaşında gibi konuşuyordu. Kendine gülüyor bir başkasına bakıyordu. Beni güldürdü. Sahiden güldürdü.

    Numara olsun diye oynadığım oyunların tutsağıydım ben acının tiryakisi. Numara olsun diye güldüğüm oyunlar sahici değildi.

    Sis göle çöktüğünde kara bir delikmiş gibi çekti içine.Bir başka boyutun kapısı, bir başka gök-yüzü nasıl sudan bir suretti?

    Arthur ölmüş ve kılıcı en derinlere düşmüştü.

    “Müzede bir kılıç.”

    Oturduğum yerden dünyayı gezdim. Maceralara başladım ve bitirdim.

    Dünyanın kaç bucak olduğunu göstermeli denilen tehditlere güleryüzle yaklaşmanın meczupluğunu elde ettim derinliklerde.

    Gün gelecek ve kılıç gölden çıkacaktı. Ancak hangi elde değer bulacaktı?

    Yıllardır insanlar farklı yerlerde ve yüzlerde kendini aradı. Çözüm doğumdaydı düğüm doğumda.

    Dalgalar sayılara ve sayılar görüntülere dönecek , boyutlar üst üste binecek ve varoluş temellerini oluşturacaktı.

    O diye seslendi bana ve ben diye seslendim sana ve sen diye seslendin ona.

    Peki ya yok etseydik dönüşümü ve döngüyü dışlasaydık Plüto’yu sistemden ne değişirdi?

    Lilith’i Eve’dan ayırabilir miydin? Girebilir miydin ikircikliliğin arasına?

    Bunları boşver şimdi anlatsam da anlamayacağını biliyorum bu sefer…

    Yeryüzünde 3.seni de buldum sonunda. İnsanlar çift yaratılmamıştı.

    Not: 🎧

    Vega-Blöf

  • Salvador Dali-Agony of Love

    Seninle konuşamadığım sabahların yasını tutuyorum.

    taze papatyalar seriyorum mezarına

    Hatırlar mısın 9.00a kurardın her gün alarmını.

    Hatıralardan yoksun zihnimde nasıl yeşerdin bir anda?

    Hatırladın mı seni reddettiğim geceyi?

    Her yanımla evet derken

    Duyabilecek miydin en derinden gelen sesi?

    Bir sana yazılmış kaderimin başrolüne oturttuğun başka hikayeler…

    Sen yaşayacak ben izleyecek,

    Ben yazacak sen oynayacaksın.

    Bir yıldız vermiş tanrı bana adı yalnızlıkla eşdeğer olan

    Eşlik ve zıtlıkların bütünlüklerinde kemikleri eridi ruhumun.

    Kaç vücut eskittim hakikatin yolunda

    Hiçbir zaman bir başkası olamayacak olmanın heyecanı mı dersin

    “Her aşk adil mi” diye sordu şair

    Olmadığını geç öğrendim.

    Bana göre geç dünyaya göre erken olan yaşlar.

    7sinde 70ini görenin kefaleti ne olacaktı?

    Ödenmemiş borçların yükünü bir canın çekebileceğini öğrendim.

    Konuştukça susmayı öğrendim.

    Sustukça kendi zihnimde konuştum.

    Zihnimin keskinliği ışığı korumak içindi neden görmedin?

    Karanlığı tatmamış olan ne anlardı ışıktan?

    Acıma eşit bir acı var mıydı?

    Kalbime denk bir kalp var mıydı?

    Ben varım diyebilecek bir ses yükselecek miydi yerden ve gökten?

    .

    Güçlülüğün hoyratlığında delirmiş bakışlarınız

    Bil gülücük borçluydu bana

    Güldüm 20 yıl güldüm

    Trajik yaşamın komedi furyasına giriş yapmıştım.

    Asilliğin bedbahtlığı ele geçirebilirdi bir bünyeyi

    Ve roller hep değişirdi dünya sahnesinde

    Bir intikam ateşi yaktı kalbimi

    Bir aşk ateşi söndürdü yüreğimi

    Bir ağlama tuttu yüzyıllardır dolmamış çanaklardan

    Bir sunak hazırla tanrına

    Arz et makamına

    Reddettiğimde sizliği

    Kabullendiğimde bizliği

    Kimsesizliğin topraklarına ulaşabilecek miyim?

    Delirmek için bir toprak bahşet bana

    Delirtmek için çağla ırmakları

    Deş toprağı ve ulaş en dibe

    Bir kalp atışı bitecek tam o anda

    Yeryüzünde doğacak bir çocuk

    Dua et ki sevinsin ailesi

    Dua et ki öpüşsün annesiyle babası

    ☀️🤍🌃

    Ben olmanın tatlı gayesinde

    Sensizliğin yokluğunda hangi benliği giyeceğim üzerime

    Bir kimlik ver bana

    Hevesimi ateşlesin iştahımı kabartsın

    Coşkunun deliliğini geç saadetlere ulaştıralım.

    Hata yapalım ve tekrar af dileyelim.

    Hata yapılmak için

    Af dilenmek için

    Doğru olmak için var.

    Not: Okursan çalsın arkada Vega aydınlatsın maviyle gözlerini .)

    Vega-Delinin Yıldızı

    Vega-Serzenişte

    Ek Not: bu da sana,evet sana, kimsen sana.

    Kool Savas-Immer wenn ich ryme

  • Birimiz çoktan aştı çizgiyi/August

    Kendiliğimin içinde bilmem kaçıncı gündeyim?

    Ruhum bu bedenin en kadim sahibesi.

    Yine de nereden geliyor bu his, nereden geliyor da ansızın yakalıyor beni bir odada tek başıma.

    Adına yalnızlık denen bu hal anahtarına sahip evimin.

    Evlenmiş olmak boşlukla ,boşa geçirilmiş bir ömre sahip olanla.

    Bomboş bakan gözlerden uzak duracaksın diyor şimdi içimdeki ses.

    Koskoca bir tiksinti bırakıyor bu yalnızlık/boşluk giderken..

    Hiç iyi bir misafir olduğunu söyleyemeyeceğim. Sınırsız yalnızlık. Kendince bol yalnızlık.

    Hüzünlü kızın gözlerine sahip salya sümük ayaklarına.

    Korkutuyor çoğu insan gibi beni de aslında.

    Ancak huydur bu misafiri buyur etmek. Halinden anlamak , sırtını sıvazlamak. Sahte bi empati gösterisi miras bırakmış bana atalarım. Yaşanmamış anlayışlar da geçer mi gerçek anlamların yerine?

    Hüznüyle beni de korkutuyor yalnızlık.

    Sevmeyi öğreniyorum her geçen gün insanlığın yüzlerini.

    İnsan olmaktan tiksinmemeye çalışmanın bir ağırlığı varmış insanda, sırtım kamburlaşıyor adeta.

    Zihnimde çıkmamış milyonlarca kelime ve keşfedilmemiş milyonlarca yol var. Şimdi günlük hayatın pratik sunumuna yalnızca kahkaha atmak geliyor içimden.

    İnsan olmanın ağırlığı ve yalnızlığı sarıyor etrafımı.

    Dedim ya ansızın çöküyor bir gece yarısı. Bir hırsızmış gibi giriyor bazen camdan.

    Saydam ruhların sevecenliğine kapılıyor gönlüm. Akıntısına kapıldığım nehirler ve sonunda beni bekleyen ölümler.

    ☀️

    Her başlangıcın içindeki bitişi görürse insan nasıl yola devam edebilirdi ki?

    Olasılıklar..

    Nasılların dünyası.

    İhtimaller..

    Herhangi bir dünyada bir arada yaşamayı keşfedebildik mi seninle?

    Yalnızlığı öldürüp birliği kurabildik mi mesela?

    Koca koca karanlıklara ışık tutabildik mi?

    Elimdeki mumun kıymeti şimdi o küçük dünyanda ne zaman fark edilecek?

    Gülüyorum günlük hayata, ağırlığa , yalnızlığa…

    İnsan olmanın ağırlığını atıp hafifliğe ve özgürlüğe tapacak olsaydım eğer kim kalırdı yanı başımda?

    Soyunmuş bir şekilde kalabilir miydim gerçekten bu dünyada?

    Sahteliğin cümbüşünde menekşe kokusunun rengini icat edebilir miydim sence?

    Maskelerimi her renke batırdım.

    Masumiyetime gülüşler yolladılar.

    Beyazıma siyah karıştıranları bilmeden.

    Egzoterik ve ezoterik ilimlerin gölgelerinde dans eden kaç çeşit savaşçı var bilmeden güldüler.

    Gülmeyi öğrendim ben de.

    Trajikomik dünyanın satranç tahtasını kirletmek var aklımda ufkun ardına bakmak ve bakışlarla sevişmek var aklımda.

    Bir bedeni öpmeden erişmek istesem mesela bir ruha…

    Kitap oku derdi annem.

    Kitap okudum.

    Uyanmak için okuduğum kitapları uyumak için okumaya başladım.

    Dünya döndü tersine.

    Not:

    Keynvor- Bedruthan Steps

  • iki ucube

    Parmak sallar gibi sözleriyle seslendi geceleyin annesi. Uyuma vakti gelmiş , Rosalia uyumamak için gözlerini yummuştu. İhanetin ilk adıydı belki.Karşı gelmenin ilk vücudu.

    Rosalia’nin uyumaması rahatsız etmiş olmalı ki tanrıları bir kabus koydular gözlerinin taa içine. Uyumamak için gözlerini kapatanın içinde artık bir boşluk cereyan etti.

    Uyku tatlı körlük baş döndürücüydü.Birbirine benzeyen ikizmişçesine karıştırdı herkes onları.

    Rosalia’nin kabusu.

    Gözün bebeği.

    Yavaş yavaş ölmeyi icat etti kız çocuğu. Diken diken kırılmayı.

    Çalınan güzelliğin haram zevkine neden kimse karşı gelmedi?

    Annesi uyu dediğinde uyusaydı ya sahi. Annesi nereden biliyordu uyumayı ki.

    Uyuyanlar ve hiç göremeyenlerin ne gibi bir farkı olabilirdi?

    Yarım kalmışlar ve hiç olmamışların farkı mıydı bu?

    Renkli dünyanın göz bebeğiydi uyku. Ansızın dalınan karanlığın tatlı serüveni.

    En güzel rüya yarışmasının galibi olabilecek Rosalia uyumadığı için mi kazanamamıştı?Tanrılar ona bir kabus vermiş ve yukarıdan kahkahalarla baş etmesini izlemişti sanki.

    Tanrılar hiç yalnız olmamış ancak Rosalia annesinden ayrıldığı gece yalnızlığı keşfetmişti.

    Artık yalın ayak gezebilirdi kabuslarda.

    İnsansa dünyada.

    Not:

    Federico Albenese- We Were There ✨

    Sevgiyle kal!

  • Asrın Saadetine Yolculuk Güncesi

    Bir çuval öfke

    Bir dolu kova

    Bir garip sancı

    Kaşıntı

    Boğazımda takılı kalmış bir cümle

    Tenhada miyavlayan bir kedi

    Hapisten yeni çıkmış mahkum

    Sevme beni diyen bağıran çocuk

    İncinmiş kuşun cıvıltılı sesi

    Sert sınır koyan kadın

    Dibi tutmuş bir kek

    Annemin giy diye verdiği sözlü hırka

    Soyunduğum geceler

    Gemileri yutan girdap kalbim

    Zihnimdeki okyanus

    Zihnindeki gök

    Sınav gibi bir aşk

    Yeminli bir tövbe

    And içilmiş kardeşlik

    Geceleri mışıldayan ruhlar

    Yüz yıllık yorgunluk

    Ölüme hasret bir yaşam

    Yaşama susamış bir ölü

    Başka bir sen

    Başka bir ben

    Anlamsız görülen heceler

    Dünyadan çektiğim melodiler

    Aykırı bir yaşam

    Ayrılmış dual

    Kavuşmak tanrıda

    Bir balığın rüyasında