Eski moda bir hikayenin başrolündeki o büyülü sözcük. Tanımsız zannedilen ancak her vücutta farklı anlama hizmet eden o yaver. Kimine ansızın uğrayan kimine ise emek verdikten sonra gelen o misafir.
Şairlerin, yazarların, bilim insanlarının ve de sıradanların bir tahmini vardı aşka dair. Yalnızca hormonların alt üst olmasından mı doğmuştu yoksa psikolojik bir yara mıydı? Bir büyü müydü yoksa ceza mı , ödül müydü, hapseden bir oyun mu ?
Bir kapının adı mı yoksa anahtarın kendi miydi? Labirent miydi gizli bir bulmaca mı? Sorunun kendi miydi yoksa cevap mı?
Bir renk olsaydı mavi mi olurdu sarı mı? Aşk’ı karşıma alıp konuşmak isterdim. Afrodit’i karşıma alıp oğlu Eros’u neden doğurduğunu sormak isterdim.
Tarihin bilinmezliğinde bir çocuğun adı.
Aşk benim için bir gezginin adıydı galiba. Aramızda bir diyalog geçse sanki şöyle olurdu.
Şimdi sizi ufak bir aşk yolculuğuna çıkaracağım. Aklının kemerlerini sıkıca bağla. Düşünmek için biraz vakte ihtiyacın olacak. Hazırla kendini 🙂
Issızlığın ardından biri belirdi mırıldanarak yolunda gidiyordu. Ama yol nasıl da sisli ve o öylesine uzun bir yoldan gelmenin yorgunluğuyla durmak istedi. Bir han vardı biraz ilerisinde son gücüyle oraya doğru yürüdü. Hanın kapıları kapalıydı aslında o çalmadan kapıyı bir hışımda girdi.
Hancı: Pardon? Siz de kimsiniz? Gecenin bu saatinde burada ne işiniz var? Üstelik nasıl bir hadsizlikle izin almadan kapıdan içeri giriyorsunuz? Kapalı olmalıydı kapılar. 3 vakit önce kapatmıştım. Artık misafir almıyoruz. Lütfen çıkar mısınız dışarıya. Rica ediyorum.
Aşk: Lütfen.. Soru sormasanız. Soru sormadanız da ben de biraz kalsam olmaz mı? Çok uzun yoldan geliyorum. Aç, susuz ve yorgunum. Biraz yiyecek ,su ve de dinlenmek için bir de yatağa ihtiyacım olacak. Lütfen kalabilir miyim biraz?
Birazın bir zamanı yoktu Aşk bir vakit belirtmemişti. Yalnızlığın ücrasındaki hancı buyur etmek zorunda kaldı aşkı. Bitkin aşk neredeyse oracıkta düşüp bayılacaktı. Hayır deme şansını kendinde göremedi hancı. Üstelik yakında başka bir han da yoktu.Nereden geldiği belirsiz nereye gittiği belirsiz olan aşka bir yatak bir de su verdi. Gece uykuyu getirdi. Ve uyku hancıyı ve aşkı aynı rüyaya daldırdı.
Günler günleri kovaladı. Issızlıkta bulduğu dosta iyice alışmaya başlamıştı hancı. Günlerce hiçbir şey konuşmuyorlar yalnızca bir sofrayı paylaşıyor gün sonunda ayrı yataklara yatıyorlardı. Hanın ambarı boşalmaya başlamış ve hancı aşka ve kendine yemek bulmak için ıssıza karışmaya karar vermişti.
O gün son akşam yemeğini birlikte yediler. Hancı sabah olunca gitti. Ve bir daha da geri dönmedi. Aşk hancıyı bekledi bekledi ve bekledi.
Aylar ayları ve yıllar yılları kovaladıysa da kervancı bir daha gelmedi. Aşk aç ve susuz kalmış yine de yaşama tutunmuştu.Gittikçe huysuzlaşıyordu.Artık hanın başına geçmeli ve tekrardan canlandırmalıydı. Hancının geleceği yoktu.
Aşk o gün uykuya yattı ve uyku onu rüyadan uyandırdı. Ertesi gün yaklaşan bir kervanın içinden isimsiz bir misafir belirdi.Yorgun bir şekilde çaldı hanın kapısını.
Kimsiniz diye sordu Aşk. Aç ve susuz bir gezginim dedi gelen….
O gün bugündür aşk büyüsü tutmuş insanları; bir kalbi kervan bilip orada yıllarca birlikte yaşayabileceklerinin zannıyla yaşattı bu büyü.
Hikaye bu ya Aşk hem soruydu hem cevap. Aşk hem aranandı hem de bulunan. Bir başka dünyaydı, belki geçmişti belki gelecek. Dualitenin buluştuğu noktaydı aşk.
Sessizliğin ve gürültünün diğer adı. Hem şefkatti hem de acımasızlıktı.
Önemli olan belki de Aşk’ın hangi yüzünü görmek istediğimizdi.
Beyazın içindeki binbir renk de olabilirdik aşkla. Karanlığın derinliğine doğru yola da çıkabilirdik. Grinin elli tonu yalnızca erotik bir film değildi. Nesillerin aşkı nasıl sürdürdüğünü göstermenin bir yolunu bulmuşlardı.
Ben aşkı nerede buldum diye sorarsanız da anlatacak çok hikayem olur sanırım. Ama başrolde hiç değişmeyen bir tanık. Kendiliğim.Özümle birlikte yaptığım bu yolculukta aşkın kaçıncı kavşağından döneceğimizi hesap ederken epey zorlanıyoruz. Aşk epey zor gelen oldu bana. Kolay olsa aşk der miydim bilemiyorum.
Bazen Eros, bazen Logos , bazen Mania… Aşkın türleri arasında yolculuk yapmak bana hep keyif verdi. Daha ne kadar renk vardı bu dünyada hep merak ettim. Kimi zaman psychemin peşinden hadesin karanlık zindanlarında kaldım ,bir aşk uğruna öldüm oracıkta kimi zamansa aşk uğruna yaşamı kollarımla kocaman kucakladım.
Ama en çok aşkı müzikte ve yazıda buldum. Vazgeçilmezim oldu ellerim ve kulaklarım. En ince dokuların vücudumda gezmesini hasretle kucaklamak gibiydi. Hayatıma giren her insanda kalbime ayrı bir yer verdim.
Ama hikaye bitti ya işte. Hancı bir aşık olarak geri döndüğünde kendi hanına bir de dıştan baktığında asıl aşk orada tamamlandı. Kalbimi ödünç verdiğim herkesten geri almaktı hikayenin sonu.
Tam olmak ve her daim tam olduğunu hatırlamaktı aşk en net tanımıyla.
Şimdi bir rekabet başlatmak istiyorum.Şimdi sıkıca bağladığın o aklına soruyorum. Sahi senin için aşk neydi?
Not:
Sana birkaç şarkı bırakıyorum. Okurken dinle daha tatlı oluyor. 🙂
-Redd/ Beni Sevdi Benden Çok
-Kaan Tangöze/ Kalmak Türküsü
-Deniz Tekin/ Aramayı Bırakınca
-Peyk/ Derdini Bul
-Ayfer Vardar/ Bu Gala Daşlı Gala
Metroda bir çocuk ✨Keyfin ve hüznün içeceği ☕️HatıraKonuk kız
Ruhun en karanlık gecesinden bir çağrı vardı o gece.
Kimsesizliğin ardına sığınmış ve yaprakların hışırtısında kaybolmuştu. Hoş gecenin nahoş gölgeleriyle savaşmanın yorgunluğu ele geçirmiş olsa da bir ruhu, Işık hep gökteydi. Yansımasıysa gölde. Ben kimin rüyasıyım diye sordu hülyalı bakışlarıyla genç kadın. Duyulmayanların köleliğini yıllardır yapıyor ve ilk kez o gece en derinden konuşuyordu.
Acı dolu bakışlarından diline akan bir gözyaşı şarkı söylüyordu adeta. Tuzun buz olduğu ve kuşun zümrüt olduğu diyarın en kadim bekçisiydi. yıllarca iz sürecek gün sonunda yine aynı rahimden doğacaktı.