
Merhabalar bugün son zamanlarda izlemeyi çokça ertelediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Emine Yıldırım’ın yazıp yönettiği ilk gösterimini 2024’te yapan güncelde ise MUBİ’de izleyebileceğiniz biraz mistik biraz dramatik bir film Gündüz Apollon Gece Athena. Doğruyu söylemek gerekirse film hakkında beklentilerim mitoloji sevdamı da göz önünde bulundurursak epey yüksekti.Beni filmde nelerin hayal kırıklığına uğrattığını da ilerleyen satırlarda ele alacağım.
Film yetim olarak büyümüş Defne’nin hayali varlıklarla iletişime geçmesi ve bu iletişimin izlerinden yola çıkarak annesini aramasını konu alıyor.Film Antalya’nın Manavgat ilçesinde Side antik kentinde geçiyor. Filmdeki hayali varlıklar zamanında ölmüş ancak arafta kalmış ruhlardan oluşuyor.Filmin adında yer alan Apollon ışık ,kehanet ve lir/müziğin tanrısıyken Athena bilgeliğin ve savaşın tanrıçasıdır.Zeus’un birbiriyle kıyasıya mücadele içinde olan bu iki çocuğu bilgi ve vicdanın yüzyıllardır bitmemiş çatışmasını metaforik olarak konu alıyor.
Filmi yüzeysel bir gözle izlediğimizde fazlasıyla sığ bulabilecekken derinlemesine bir dalış yaptığımızda kişisel hayatın arkeolojik kazısını yapıyor gibi hissedebiliriz.Çok katmanlı bir anlatının bu denli basit gösterimi filmi izlerken izleyiciyi yormayan bir yapıda da oluyor.Birer birer karakter incelemesi yapmak ve aralarındaki bağları yüksek perdeden çözümlemek arzusundayım.Burada uzun uzun mitolojk unsurları ayrıntılı anlatmayacağım ya da filmi çok açık ederek sözcüklere dökmeyeceğim.Kendimce gördüğüm fark ettiğim unsurları yazıya dökmek istiyorum.Karakterlerin hepsini biraz da bağlamdan çıkararak satranç tahtasındaki taşlara benzeterek metaforik düzeyde yorumlama gayesindeyim.Umarım dilediğim gibi bir sonuç elde ederim.Sevgili okuyucular bu satırları okurken umarım benim de hem filmi izlerken aldığım hem de beynimde çakan şimşeklerden aldığım keyif kadar keyif alabilirsiniz.

Hüseyin,Defne
“Denize dönmek istiyorum,mavi aynasında suların boy verip görünmek istiyorum,denize dönmek istiyorum,denize dönmek istiyorum.”
Hüseyin isminin sözcük anlamı küçük hoş sevgili anlamını taşıyor.Filmin giriş sahnesinde uzaklara dalan defnenin ardında ona musallat olmuş ilk ruhtu Hüseyin.Ve defne Hüseyin’i ait olduğu yere aslında mezarlığa ilk başta zaten bırakmıştı.İnsanın ilk aşkı da böyle değil midir ideal hoşluk gerçeklikle tanışınca ölmez mi?Çocukluk aşklarımız hep olduğu yere çocukluğun anılarına dönmez mi?Defnenin ardında bıraktığı namıdiğer Apollon’u ,ışığı,güzelliği,içsel şarkısı belki de taa çocuklukta kalmıştı ki o hikayenin diğer kahramanı annesini yani ilkel ışığını bulmak için Hüseyin’e tutunarak buraya kadar gelmişti. Side’ye Apollon’un ve Athena’nın tapınağına kadar. İnsan bir şarkı tutturur çocuklukta da o şarkının ritmi boyunca alışkanlıklar kurarmış.Kimi zaman öğretilirmiş bu ritimler kimi zamansa keşfedilir.
Hüseyin’i ait olduğu yere bıraktıktan sonra yoldan yorgun gelmiş Defne Neptün Oteli’ne belki de fark etmeden ait olduğu yere yani bilinmezliğin düzensizliğin içindeki düzenin kalbine konaklamaya gider.Neptün astrolojide idealleri ve yanılsamalrı aynı zamanda tanrısallığımızın keşfini öğretirken bize Defne otele geldiğinde sorar. “ Pardon bakar mısınız?” Cevap alamayınca ve otelde kimseyi bulamayınca Defne ,sıradan insanların aksine izinsiz bir şekilde otelde konaklamayı seçer. Sınırların erimişliğinin en güzel ifadesiydi sanırım bu sahne.Asosyalliğin ve kimsesizliğin içerisinde Apollon’un kutsal ağacı Defne’sinin neptünyen formdaki karakterini burada net görebiliyoruz.Defne’den beklentilerimiz artık sıradan insanlardan bekleyeceklerimizle aynı olmayacağı çok aşikar.Defne’nin daha sonra resepsiyonda check in yaptığı sahnede anne ve baba adının Adem ve Havva olmasının otel sahibine ilginç ,komik ve sevimli gelişinin ardındaki Defnenin yetimliğiyle ani yüzleşmesi ve devletin annesiz ve babasız çocuklara cennetin çocuklarının soyunu bahşetmesinin bir garipliği sarıyor sahneyi.Defne’nin otel sahibi kadının içerisinde buruk bir yeri tetiklemesi ve içindeki kurbanı hortlatması aynı zamanda içindeki zorbayı da gün yüzüne çıkartmasına vesile oluyor bu sahnede.Günlük hayatta tetiklenen travmalarımızın aksine bir yandan da sahip olduğumuz korkular içimizdeki korkuya verdiğimiz ilkel tepkileri de gün yüzüne çıkarıyor.Hatta bu sahnede otel sahibi kadın Defne’yi üzmüş olabilme halinin üzüntüsünden daha çok yaptığı gafın utancından dolayı daha sıkışmış pişman ve hatalı hissediyor.Bu sırada ortaya çıkan bir diğer ölü ruhsa Melih Düzenli’nin canlandırdığı zorba ve hoyrat bir karakter.Bu gafın ardından yaşayan eşine control3’e basmalısın seslenişiyse aslında tam bir vuruş noktası.Mükemmellik beklentimizin çatladığı anlarda ,kendimize bilinçdışı atadığımız rollerden çıktığımızda ,bilinmezliğin kapısını yanlışlıkla çaldığımızda neye tutunuyoruz?
İçimizde devamlı kontrol etmemizi söyleyen yıkıcı ses gerçekten kontrol edebiliyor mu yoksa tıpkı otelin adından da yola çıkarak neptünyen bir yerden bize yanılsama mı oluşturuyor? Korkuyla utançla sarıldığımız kaç kolyemiz var? Boynumuzu sarsın diye kaç kişiye iplerimizi benliğimizi öldürmek pahasına veriyoruz?
Devam edelim..
“Aspendos’ta hiç uyuyamadım Truva’da da aynısı olmuştu.Belli reglim geliyor……Hüseyin İstanbul’a gidip biraz soluklanalım diyor.Hangi ara biz olduysak?”
Hüseyine sebepsiz öfke besleyen Defne Apollon heykeline neden güleryüzle bakıyordu?Hüseyin ve Apollon arasında bir idealin olgunlaşılmamış haline duyulan öfke mi yatıyordu yoksa?
Defne’nin Side Antik Kenti’ni keşfe çıkarken içinden geçirdiği bu sözler ilk aşkın anısında insanın çıktığı yolculuğa atıf gibi geliyor bana Aşk bir bakıma birbirinin müzesinde gezmek olamaz mıydı?Biz insanlar Dünya’ya aşık olmuş ruhlar olamaz mıydık?
Ve bir sonraki ruh Nazife
Şuh kadın , ismiyle nasıl da tezat.Temizlikten bahseden bir isimle hayat kadını olarak ölen Nazife.En azından kızının onun hakkında biz izleyicilere hatırlattığı yegane bilgi tanesiydi bu. Kızını korumak pahasına eşini öldüren Nazife.Uyumlu bir karakterin belki de kendinden feda edebileceği en büyük şeydi bu.Kızını yaşatmak uğruna bedenini bir başka yerde bırakan Nazife.Üstelik Defne’yi de yarı yolda bırakan ve annesini gördüğünü söyleyerek onu kandıran Nazife.Defne’nin yani Apollon’un kutsalının ışığın,güzelliğin en yüce idealin gitmek istediği yol olan annelik hiç görülmemiş olan mıydı?
İdeal kadına en büyük saldırı bir hayat kadınından mı geliyordu? Emine Yıldırım’ın incelikle dokuduğu bu film “halısı” o kadar takdire şayan ki ve film aslında kendi içinde pratik yaşam düzleminde o kadar uyandırıcı noktalara sahip ki ve bunu o denli saf bir şekilde gösteriyor ki filmi izlerken hafif bir imrenme çokça da gurur hissettim.)
Devam ediyorum yine hoşuma giden bir sahneyle daha.Nazife söylediği yalanların ardından antik kentte bir banka oturur yanı başında kıyafetinden Romalı olduğunu anladığımız bir ruh daha.Beyaz elbisesi ve yeşil eşarbını okşamasyla hüzünlü bir şekilde yere bakan bu orta yaşlı adam bir eliyle Nazife’nin sırtını sıvazlar. Zenginlikle elde edilen kadınlık ne Nazife’yi mutlu eder ne de Romalıyı.Yüzyıllardır sömürüsü gerçekleşmiş kadınlık kimin icadıydı?
Ve bir sonraki ruh , konuşmayı unutmuş beyaz elbisesiyle antik ruh.Merkür olabilir miydin? Ruhları kıyıdan derinliğe götüren? Film boyunca adını bilemediğimiz…
Biraz zaman sonra otele geri dönüyoruz düşüncelere dalmış Defneyle ve bu sahnede artık otel sahibi kadının adını öğreniyoruz.Şeyda…Aşkından çılgına dönmüş kadın sözlük anlamına sahip.Oteldeki halıyı gösteriyor Defne’ye ve ardından soruyor “Sizce nasıl?Ben hiç sevmiyorum bu halıyı.Kaldırmalı mıyız?” Eşinden yadigar kalmış bu halı ne anlama geliyordu Şeyda için? Ya da Şeyda dışında daha genel bakacaksak halı kültürel motifler içeren geleneklerimizi simgeleyen bir unsur.Genelde bir hikaye ilmek ilmek dokunur halıya.Ağustosta halı desenleri tasarlayan bir arkadaşım olmuştu ve halılara farklı bir gözle bakmayı da onun sayesinde öğrenmiştim.İyi ki var kendisi şu an görüşmüyor olsak da.Ve halılar aslında psikolojide kader motifi dediğimiz şeylerin karşılığıdır.Bir eş bir anne bir baba ya da bir büyüğünüz size bazen bir miras bırakır ve bu miras maddi olmaktan daha büyük bir biçimde bir gen bir davranış mirasıdır aslında.

Her an görünmez bir biçimde yanında olan o hayalet eş otel sahibimize mükemmellik beklentisini şekillendiren bir miras bırakmış olamaz mıydı bu halıyla?Ya da yönetmen bunu böyle görmemizi istiyor olabilir miydi? Defne hadi kaldıralım diyor ancak o halı hemen kalkmıyor.Bir kader motifini hemen terk edebilir mi insan? Çabucacık kurtulabilir mi geçmişinden,yüklerinden ve beklentilerinden?
Ve ilerliyoruz sahneler arasında Defne sonunda aradığı ağacı buluyor Apollon’un kutsalını ,kendini..Ancak Hüseyin diye bağırmaya başlaması aşk denilen kavramın aslında bir başkasındaki kendimize atfettiğimiz bir şey olduğunu çok açıkça görmemize sebep oluyor.Görünmeyen bir yerden Emine Yıldırım aslında tabuları çokça yıkıyor.Ve bir zamanlar benim de hayatımda birisi vardı.O kişiye hissettiğim uçsuz bucaksız duyguların adını bilmiyordum.Ve bu hissi adlandıramamam gün sonunda o insanın adını sayıklamama sebep olmuştu. Ben yumuşaklığı severken onun adı sert bir suya yönlendiriyordu beni. Aşkın tezatlığı buradaydı.Sevdiğin şey değildi aşk ihtiyacın olan şeydi yalnızca.Ve Defne ilerleyen sahnede şu sözleri söylüyor. “ Biliyorum.Annem buradaydı.Yine gelecek.Gelmek zorunda.”
Defne annesini hala ölü sanıyordu hatta arafta kalmış olabileceğini ve belki de bir umut kendini aradığını düşünüyor olmalıydı.Ağacı bulmasından sonra tekrar Apollon tapınağına gitmeyi seçen Defne’nin kendi idealini terk edişi ve ışığa yönelişi Merküryen kadını kendine çekmesine sebep olur…
Film uzun ve katmanlar göründüğünden daha derinlikli buraya kadar okuduysanız ve filme dair içinizde bir şeyler uyandıysa ne mutlu.Ancak sözlerime daha derinlere inerek devam etmeyeceğim.Karakterlerin her birinin işlenişini duygularını ve Defne’nin aidiyet uğruna çıktığı yolculuğu büyük bir empatiyle izledim.Sanki her bir karakter kendi hayat hikayemin bir köşesinde duruyormuş gibi hissediyorum. Kadınlığın evrimi ve dünya içerisindeki çeşitli konumunu incelemek gözlemlemek beni kendiliğime daha çok yaklaştırıyor.Defne karakteri bana hayaletlerden korkmamayı ve korkularımla arkadaş olabilmeyi de öğretti. Ancak yaşayanların ve ölülerin dünyasının neden ayrı olması gerektiğini film boyunca konuşamasa da mezarından çıkan bir tabletle bize anlatmaya çalışan Merkür hanım(bana göre çünkü bu Merkür hanımın bir ismi yok film boyunca) gözleri ileriyi ve de geçmişi görebilen izleyicilere Apollon gibi bir ışık tutuyor.
Ve filmin sonu gariptir ki Hüseyin artık Apollon’un ideal dünyasında değil gecenin Athena’sında. “ Birini öldürdüm Defne yanlışlıkla oldu ama birini öldürdüm diyor.” Apollon’un Defne’sinden özür dilemesi ve Defne ağacının yapraklarını saygıyla eğmesi gibi. Hüseyin’in mezarı hiç bulunamıyor film boyunca nedendir diye sorarken biliyoruz ki aslında annesi ekranlarda bas bas bağırarak hala onu arıyor aslında onu hala yaşatıyor 😊
Filmde her karakterle özdeşleşim kurabiliyor olmaktan kaynaklı mutluyum.Hem üzgün hem kırgın hem de sevgi dolu bir şekilde bitiriyorum filmi.Müzik seçimine Barış Diri’nin Ramin’e bayılıyorum.
Yazının başında bahsettiğim hayal kırıklığıysa filmin beni yormaması oldu.Basitti güzeldi keyif aldım ancak zamanı gelince unutacakmışım gibi hissettirmesi benim hayatımda belki de onu çok da değerli bir yere koyamayacak olmamdan ileri geliyor olabilir.Son iki yılımın garip yolculuğunda Alanya’ya sürüklenmiş birisi olarak her şey bu filmle bende çokça anlam kazandı umarım sizler bu değerli filmi izlersiniz ve Türkiye coğrafyasının bizlere sunduğu halılara daha farklı gözlerden bakabiliriz.
Hüseyin’in şarkısıydı Deniz ancak yoldaşıydı Defne.İnsan aşka tek başına bakamazdı belki.Aşk bir insanda değildi belki de hiç var olmamıştı.Bakılan bir manzaraydı aşk ufka doğru.Ve ancak bir arkadaştan fazlası gerekirdi onun için.Hüseyin ve Defne farklı dünyaların insanları olarak nasıl aynı manzaraya bakabiliyordu?Bir acı vardı tanıdık.Yurtsuzluk ve aidiyiyetsizliğin yarattığı dostlukta ufka çizdiler aslında aşklarını.Kavuşmayı değil ikisi de kendiliğinde var olabilmeyi diledi.Hüseyin’in son sahnelere yakın birini öldürebildiğini keşfetmesi.Maneviden maddiyata geçebileceğini fark etmesi korkuttu.Halbuki Defne geçirdiği kazadan beri maddeden manaya yol almıştı bile.Sonu ufka bakarak biten bu film.Ufuktan da bize bakıyor aslında .)

Geceleri haritalar çizen Athena’ya ve gündüzleri ışık peşinde koşan Apollon’a ve hikayede adı geçmese de Artemis’e de saygıyla!
Not: Mutlaka dinle!
Barış Diri-Denize Gidelim
Barış Diri-Parlayanlar
Yorum bırakın