Polimorfik İnsanlık

Sanki Maskelerle bütünleşmiş benliğim de çıkarmaya çalışırken sahteliğimi sırtımdan kırmışım insanlığımı. Parçalanmış anılarımın sesine kulak vermek için sesler toplamaya başladımsa da bulunamazdı hiç ortaya çıkmamış kendiliğim. Bizzat red haliydi mevcudiyeti halim. İmkansızlıklara isyandır birikirken içimde bir bir ayrıldım sevgili imkanlarımdan. Olasılık düşürme oyunumun tekil şahsı benim dışımda kim olmalıydı ki görebilseydim kendimi.

Bir önceki kendimi ettiğim şah matlı oyunda asla kazanamayacak olmanın yası vardı kalbimde. Bir sonraki benliğime yenilmenin heyecanı almıştı beni benden. Hayatı bir maraton gibi yaşamadan edemiyordum. Bilmenin en derin hazzı vardı içimde. Lanetli bir tutku.Kahr olur bazı tutkular, bilgelik uğruna çıkılan yolların sonu meczuplukken neden inmiştim hatırlamaz olduğum derin kuyulara?

Ağdalı cümlelerin arasına sakladığım huzurumu dışsallaştırdığım kendilik barınağımda ne kadar ruh satın aldığımı itiraf etmeli miydim tam şimdi ? Gerçeklerin hayallerle sınırının bir niyet kadar uzak olduğu bir evrendeydim artık. Gülmenin ağlamayla eşdeğer olduğunu bildiğimden beri ise kayıtsızım şimdi bilmeye ve de bilinmeye. Yalnızca merak etmenin hazzı kaldıysa şimdi geriye? Ne yapmalı nereye gitmeliydi? Belki de yalnızca soru sormalıydı artık.Osho neşeden bahsederken neden bu kadar doğruydu mesela? Doğruları yıkıp bir yenisini inşa edemez miydik? Ya da Foucault iktidar ve yabancı devinimini anlatırken neden hep haklıydı? Bir sihirli değnek icadı üzerine yıllarını harcamış büyücüyü yolundan ne caydırırdı?. Bir beden fedasından daha ulvi ne feda edilebilirdi şu görkemli elementlerin dünyasında? Yabancı hiç yabancı olmamış, Sisyphus o taşı hiç yuvarlamamış, Osho hiç üzülmemiş, O bana hiç denk düşmemiş ve ben hiç bu yola çıkmamış olsaydım ne olurdu? Bir ışık hüzmesini taşıdım şimdi göğe. Kondurdum kaderimi çağın ilerisine. Şimdi gitmek de kalmak da yolda olmak da olmamak da hatta Tahir olmak da ayıp değildi Zühre olmak da.

[Zincirsizdi maalesef dünyam bağlayamazdı sevdiklerini ve sevemediklerini.Bağlamı yoktu ve bir role sığamazdım kabul etmiştim artık.]

İnsan kendi kökünde gurbette hisseder miydi? Hatta bir bedende insan nasıl bu denli yabancı hissederdi? Disasiasyon demek güldürür artık beni. Bir başka olmakla bir ben olmak arasında bir yerlerdeydim. Gündüzleri rüya görür geceleri gerçeğe uyanmanın hüzünlü gözleri vardı bende. Kendimi bu kadar iyi tanımak kendimi sevmemekten alıkoyuyordu beni. Bir insanı gerçekten tanıyıp da nasıl sevemezdin ki? Sadece merak etmenin hazzı ve bilmemenin keyfi tutturdu bu cümleleri düşününce. Çünkü bazen de bilmekten bana neydi?

Yaşamı bu denli canlı hissedip de nasıl şükür duyamazdın? Sorularımın cevapları karanlıkta kalanları işaret ediyordu. Bir mum da oraya yaktım geçmiş ölümlerimin anıtı olsun diye.

Bir ritüel gibi yaşamak istedimse hangi tapınağın bekçisi olmalıydım? Hangi hayvanın postunu giysem kabul ederdi tabiat beni? Veyahut çıplak olsaydım yine de korur muydu vahşetin dünyası?

İncinmemek ancak incitilebilir olduğumun farkındalığının bilgisi geçsin isterdim dünyaya.

Kırılgan insanlığın yaralarını gözyaşlarımı döktüğüm kalemlerimle iyileştirmek istedimse çok mu saftım?

Saflık yontulabilir ve şekil değiştirebilir olmanın başka bir adıydı lügatımda. Çocukluğumda yuttuğum sözlüklerin kelimeleri dünyamı yeşerten miydi yoksa analizin sığlığında kalmak mı?

Feda ettiğim sevgili dostlar , yazarlar sevdiğim filmler , yönetmenler , kitaplar, yerdiğim komedyenler var. Bir sonrakine geçmek için yaktığım geçmiş. Hatırlamıyorum artık çoğu isimleri ve kimlikleri. Bir özür borçlu olmalı mıydım sahi kabul etmediğim roller için?

Projeksiyonların ardında gerçekten bir insan kalmış mıydı dünyada? Rollerin ve kimliklerin yemediği kaç gerçeklik kamıştı? Bir hippi grubuyla kayboluşun hayali varsa zihnimde çok mu düzenbaz olurdum?

Veyahut karşıtıysam bu düzenlerin ve kabulüne geçtiysem oyunbozanlığımın hangi din teslimiyet diye beni içine hapsedebilirdi?

İş yerinde verimlilik nesnesiyken hastanede vakayken , devlet ve bankaların istatiğiyken gerçekten insanlık neredeydi? Bana benim gibi olan insanların dostluğunun hayalini kurdurmuştun anne. Küskünüm söylediğin yalana. Daha çok yaşamam için verdiğin hayaller ne de temiz bir zihin bırakmıştı bana. Geç anladım değerini. Tiksinti çökmüşken sayılardan bana bir artı bir kaç eder diye cevaplama isteğim yok olurken nasıl doğrulayabilirdim klasik soruları?

Anlamsız sistemlerde var olmak istemiyorum diyen iç sesim yalnız değildi. Tükenmiş her ruhun acısı sanki bende hapsolmuştu. Konuşmak derdim oldu bu yüzden. Yazmak ve kusmak sözcükleri hobim oldu. Derdimi sevmeyi öğrenmeyi başarabilecek miyim acaba? İnsan derdini severse hala kusursuz bir benlik hayalinde yaşayabilecek miydi? Parçalanmış halimi de kabul edip büyütebilecek miydim?

Zamanın sorgusu bugünlük burada son bulsun. Yarının umudu gözüne ışık olsun.

🤍✨

Not: playlistini sevindir okuyucu!

Hümeyra-Korkirem

Hümeyra-Merdiven

Posted in

Yorum bırakın