
Bir odaya kapanmış ve perdeleri çekmiştim. Ölüm uykusuna yatmaktı aklımdaki.Bir bildirim uyandırdı beni yaşama. Beklendiğimi hissetmek miydi dileğim? Zamanla ölçtüğüm değerden kaç yılımı kaç yaşamımı başkalarına feda etmiştim?
Hiçbir şey bilmiyorum hatırlamıyorum ne anlatacağım ki diyordu iç sesim. Bir önceki günün kayıtlarını bir bir siliyor ölüme koşar adım gitmek için yaşam trenini ısrarla atlıyordum. Dik durmalı gözyaşlarımı silmeli o masaya oturmalı ve anlatmalıydım. Kendime kendiliğimi. Neden ağzımdan sürekli yorgunum çıkıyor anne? Neden yoruldum.. Önceliğim anlamaktı kendimi ,sonrası sonraydı.

Ağzımdan dökülmeye başladı geçmişim. Şekillendi gözlerimde geleceğim. Dağıttım tekrardan her birini. Açıldım tekrardan. Aslında ile başlayan cümleler. Ben hissediyorum diye devam eden gözyaşlarım.
Annemle babamdan bahsettim. Güvenli yuvanın içinde kurulmuş ideallerimden. Dünyanın acımasızlığından. Sahi neden dünyanın acımasızlığından bahsettim? Dünya neden acımasızlığı ile bilinmek istemişti? Değişemez miydin ,değişemez miydik? Yaşamaya alışamadığımdan bahsettim sonra. Yıllardır hissedemediğim o aidiyetten. Özlemlerimin yoksunluğundan. Nereden gelmiştim de yabancısı olmuştum bu dünyanın?
Dış dünyaya çıktıkça yıkılan kupalarım.Düşzedelik.
Yarım bırakılmış, enkaz altında kalmış onca hayal. Parlaklığını yitirdiğim maskeler, tekini kulağımdan düşürdüğüm küpeler..
Şimdi ben reddetmek istiyordum aidiyeti. Hayat bana yuva vermeye neden ben yitirdikten sonra başlamıştı.
Sezmek geleceği ama yaşayamamak belki “an”da… Ne anlamı vardı ki kehanetlerin o halde? Dinlenilmeyip önemsenmedikten sonra haklılık söylemlerinin bir anlamı kalıyor muydu? Haklı olmak ne demekti?
Gözüm bir yandan saatte, terapinin bitiş sürecini hesaplıyorum. Anlatmadığım ne kaldı diye soruyorum kendime. Kafamın bir yanında çözülmemiş diğer meseleler arşivi. Bir an önce bitirsek bu işi kendimi bu denli açmamalıyım diyen “o” kişi… Kendiliğimin yaralı parçaları.
İnsanlığın gölgeli kimlikleri.
Gözyaşlarımı soluyup bitiriyoruz seansı. Telefon kapanır kapanmaz dayanamıyor gözlerim. Ulaşılmaz olma hayalindeyim 2 saat. Mümkün mü tanrım en azından bu hayalim? Buna da çok dememelisin artık. Bir anlaşma yapıyoruz aramızda. Uygun galiba.
Çikolataya damlayan gözyaşlarım ve susturmak için ağzıma koyduğum lokmalar.
Yorgunum diyorum.
Üzgünüm diyorum.
Sormasan olmaz mı beni anlamasan sadece kalsan olmaz mı? Sana anlamımı verirsem anlamımı kaybederim gibi hissediyorum diyemiyorum.
Sorma.
Ağlıyorum.
Güçsüzlük,acınasılık,tatsızlık ve duygusallık maskelerini takıyorlar yüzüme.
İstemiyorum.

Şimdi neden ait hissedemediğimi anlıyorum.
Kendimi tekrar anlıyorum.
Not: Üstüne bu şarkıyı mutlaka dinle , kal biraz öyle.
Enno Bunger/Ponyhof
Yorum bırakın